Banka Sırasında Çalınan Paradan Banka Sorumlu – Kozan Avukatlık Bürosu

adadad1Davacı, davalı bankanın Erdemli Şubesi’nde 30/09/2013 tarihinde hesabına para yatırmak için
sırasını beklerken dava dışı 3. şahsın cebinde bulunan parasını çaldığını, davalı bankanın
gerekli güvenlik tedbirlerini almaması nedeniyle sorumluluğu bulunduğunu ileri sürerek,
3.800,00TL’nin olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Dava yerel mahkemece reddedilmiş olsa bile Yargıtay tarafından bozulmuştur ve davacı haklı bulunmuştur.

Yargıtay bu bozma kararında bankanın, davalının gerekli güvenlik tedbirlerini almadığını, basiretli tacir gibi davranması gerektiğini söyleyerek, 818 sayılı BK’nın 99/2 ve 6098 sayılı TBK’nın 115/3 madde ve fıkraları uyarınca objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklanan hafif kusurlarından dahi sorumlu olduğunu ve banka olmaları nedeniyle de diğer tacirlere nazaran bütün hukuki ilişkilerinde daha yüksek özen borcu altında olduğunu belirtmiştir.

headline

Kaldı ki davacının davalı nezdinde bulunan hesabına para yatırmak üzere banka şubesine gittiğini iddia etmek suretiyle işbu davayı açtığı, davalı da aksini savunmadığına göre, taraflar arasında mevduat sözleşmesi bulunduğunun kabulü gerektiğine de vurgu yaparak, 27.01.2016 tarihinde iş bu kararı vermiştir.

– Av. Mert KOZAN

Memura Nafaka Ödenmez – Kozan Avukatlık Bürosu

adadad25.01.2017 tarihinde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, memura yoksulluk nafakası ödenemeyeceğine ilişkin oy birliğiyle karar vermiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 176/3 üncü maddesinde; yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla nafakanın kaldırılacağı; 176/4 üncü maddesinde ise, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde irad biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın artırılması yada azaltılmasına karar verilebileceği düzenlenmiştir.

Anılan maddelerde yoksulluğun hukuksal kavramı tanımlanmamış ise de; YARGITAY Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656 E.-688 K.sayılı kararında yeme, giyinme, barınma, sağlık ulaşım, kültür gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edileceği belirtilmiştir.
Yine; Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında “asgari ücretle çalışılmakta bulunulması” yoksulluk nafakası bağlanmasını imkansız kılan bir olgu olarak kabul edilmediği gibi, yoksulluğu ortadan kaldıracak bir gelir seviyesi olarak kabul edilmemektedir (HGK 07.10.1998 gün 1998/2-656 G.688 K., HGK 28.02.2007 gün ve 2007/3-84 E.-95 K.sayılı kararları).

9bEdYsnXCUO2dmTSwcrJtg

Somut olayda çift 06.06.2014 tarihinde boşanmıştır ve davalı lehine 300 TL nafaka ödemeye hükmedilmiştir. Bu karardan bir süre sonra nafaka ödeyen taraf, boşandığı eşinin memur olarak çalışmaya başladığını ileri sürerek nafakanın kaldırılması veya azaltılmasına  ilişkin dava açmıştır. Mahkeme davayı kısmen kabul ederek 200 TL’ye indirmiş olsa dahi temyiz edilen bu dosyada Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, davalının işe girmesiyle birlikte sürekli ve düzenli gelirinin olduğu ve yoksulluk halinin ortadan kalktığını, bu sebeple nafakanın tamamen kaldırılması gerektiğini söylemiş ve kararı oy birliğiyle bozmuştur. 

Daha detaylı bilgi veya yardım alabilmek için ana sayfadan randevu al butonuna tıklayınız.

Konut Kredilerinde Erken Kapama Cezası İadesi – Kozan Avukatlık Bürosu

konut-kredisinde-erken-odeme-cezasi-kalkiyor-mu-h1430822643Geçmişten günümüze kadar bankalarla, tüketiciler arasında bitmek bilmeyen bir ihtilaf söz konusuydu. Tüketiciler konut kredisi dosyalarını, faizler düştüğü için yapılandırmak istediklerinde veya ellerine para geçtiği için erkenden  kapatmak istediklerinde karşılarına yapılandırma komisyonu, erken kapama cezası, refinansman komisyonu vb. bir ceza ile karşılaşmaktaydı.

Kayseri’de bir bankadan  kredi çeken bir tüketici, faiz oranlarının düşmesi üzerine Şubat 2013 yılında kredisini yapılandırmak istemiştir ve banka “erken ödeme cezası” adı altında 744,37 TL  ceza kesmiştir. Hukuki mücadelesini başlatan bu tüketici sonunda mücadelesini kazanmıştır.

headline

06.10.2017 tarihli T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararı, temyiz edilmediği için kesinleşmiştir.

Dolayısıyla bu karardan sonra bankaların erken ödeme cezası, yapılandırma komisyonu, ödeme tablo değişikliği, refinansman komisyonu vb. şekillerde tüketiciden kestiği cezaların Tüketici Mahkemeleri aracılığıyla geri alınması fevkalade kolaylaşacaktır.

Daha fazla bilgi ve yardım alabilmek için anasayfada yer “randevu al” butonuna tıklayabilir veya iletişim kısmında yer alan iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.

-Av. Mert KOZAN

İnternet Ortamında Kişilik Haklarına Saldırı Ve Erişimin Engellenmesi Talebi

4894099939717_940x351Türkiye’de internet kullanımı TÜİK’in 2016 yılının Nisan ayı verilerine göre 61,2’dir ve aynı verilere göre internet ortamında en çok kullanılan mecra sosyal medyadır.

Bulunduğumuz teknoloji çağında teknoloji hızla ilerlemektedir ve bu durum bizi doğrudan etkilemektedir. İnsanlar artık  tanışmak, konuşmak, bilgi alışverişinde bulunmak için yüz yüze iletişim kurmak yerine sosyal medyayı tercih etmektedirler. Anılarını, fotoğraflarını, düşüncelerini sosyal medya mercilerinde (facebook, twitter, youtube, instagram) paylaşmak günümüzde sıradan bir durum haline gelmiştir.

İnternet gerçek hayatın dışından bir yapı değildir gerçek hayatın ta kendisidir. İnternet kullanıcıları, interneti özgürce kullanabilecekleri bir ortam olarak görmektedirler. Lakin internet kullanıcılarının da gerçek hayatta olduğu gibi kanunlara uyma yükümlülükleri bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse kişinin takma isimle  bir sosyal medya sitesinde bir kişi hakkında hakaret etmesi veya onu toplum nezdinde küçük düşürecek beyanlarda bulunması durumunda o kişinin kişisel bilgilerine yetkili mercii tarafından, yer sağlayıcısından ulaşılabilmektedir. Böyle bir ortamda mutlak bir özgürlükten bahsedemeyiz.

Nasıl ki gerçek hayatta kişilik hakları ihlâlleri yapılabiliyorsa, internet ortamında da kişilik hakları ihlâlleri yapılabilmektedir.

Öncelikle kişilik hakları tanımını yapmak gerekirse; kişinin, şerefi, onuru, insanların gözündeki itibarı, namusu, özel hayatının gizliliği, özel veya mesleki sırları gibi tüm değerleri kapsamaktadır.

2007 yılında yürürlüğe giren ve sonradan eklemeler yapılan 5651 Sayılı Kanun, ülkemizde internete dair yürürlükte olan en temel kanundur ve site içeriklerine erişime engellenmesi konusunda da izlenmesi gereken yolları ihtiva etmektedir. Bir kişinin, internet ortamında kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle içeriğin yayından kaldırılması için nasıl bir yol izlemesi gerektiği iş bu kanunun 9.maddesinde anlatılmıştır.

5651 sayılı Kanun’un 9. Maddesi uyarınca;

“İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi

MADDE 9- (Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.) (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir. “

Somut olarak açıklamak gerekirse, kişilik haklarının ihlâl edildiğini ileri süren gerçek ya da tüzel kişi öncelikle içerik sağlayıcısından (yazıyı yazan/fotoğrafı paylaşan kişi) içeriğin silinmesini talep edebilir. Ulaşamaması veya olumsuz bir yanıt aldığı durumlarda yer sağlayıcısına (yazı yazılan/fotoğraf koyulan site sahibi) uyarı yöntemiyle içeriğin yayından kaldırılmasını talep edebilir. Ya da kişi doğrudan sulh ceza hakimine başvurarak dilekçesinde belirteceği URL/Alan Adı/IP adresine/adreslerine erişimin engellenmesini talep edebilir.

Hakim, erişimin engellenmesi kararını yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği kısma yönelik olarak verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar veremez. Ancak, hakim ilgili kısma erişim engellemesi ile ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirirse, gerekçesini de belirtmek suretiyle, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verme yetkisine sahiptir.

Kişilik haklarının ihlâli durumunda erişim engellemesi talebini alan sulh ceza hakimi ilgili URL adresine erişim engeli kararını verir ve kararı uygulaması için Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne (ESB) gönderir. Hakim kararını alan ESB, erişim engelleme kararını uygular. Yani sulh ceza hakimi kararı olmaksızın kişi doğrudan ESB’ye başvuramamaktadır.

Lakin özel hayatın gizliliği ihlâl edilen kişiler doğrudan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını talep edebilmektedir.

Av. Mert KOZAN

Telif Hakkı Tanımı ve İhlalleri

78919423952077_940x351 (1).jpgAristo mantığında insan, düşünen bir hayvan olarak tanımlanmıştır. İnsanoğlu, günümüzde bu denli gelişerek doğaya hükmedebilmesini, düşünebilme yetisine borçludur. Gelişen bilim sonucu oluşan icatlar, üretilen sanat eserleri özünde bir insan fikrini barındırır.

Bazı fikirler sonucu ortaya bir sanat eseri ya da buluş çıkabilmektedir. Ortaya çıkan şey; film, şiir, heykel, resim vb. olabileceği gibi bir makinenin mekanizmaları veya bir ilacın kimyasal içeriği de olabilmektedir.

Telif ve patent kavramları sıkça karıştırılmaktadır. Patent, genellikle teknik bir yönü olan buluşa ilişkindir. Yeni üretilen bir ilaç veya yeni üretilen bir makine ve hatta bir cep telefonu şirketinin yeni ürettiği bir modelinde yer alan yeni özellikler dahi olabilmektedir. Samsung ve Apple arasında sıkça yaşanan patent davaları buna bir örnek teşkil etmektedir. Telif hakkı ise buluştan ziyade, daha çok kültürel ve edebi yönü olan sanat eserlerini kapsamaktadır.

Eser sahipleri açısından telif hakkından bahsedebilmemiz için ortada bir eser olmalıdır ve bu eserin objektif ve subjektif yönü olması yani somut olması ve sahibine özgü özellikler taşıması gerekmektedir.

Türkiye’de bir kişi, bir eser oluşturduğunda bunu doğrudan bir kuruma götürüp kendisine ait olduğuna dair eseri onaylatmasına gerek yoktur. Çünkü zaten o eser Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu tarafından korunmaktadır. Lakin onaylatma işlemi, ileride bir telif hakkı ihlâli yaşanması durumunda mahkeme nezdinde ispat kolaylığı sağlamaktadır.

Eser sahibinin manevi; umuma arz salahiyeti, adın belirtilmesi yetkisi, eserde değişiklik yapılmasını men etme yetkisi gibi hakları ve mali; işleme, çoğaltma, yayma, pay ve takip, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim, ve temsil gibi hakları mevcuttur. Bu haklar, 5846 sayılı kanun sayesinde eser sahibi yaşadığı sürece ve ölümünden itibaren 70 yıl boyunca korunmaktadır.

Mali haklar başkalarına devredilebilse de manevi haklar devredilememektedir. Örnek vermek gerekirse, bir dergi sahibi, bir makale sahibinin makalesini kullanmak istemektedir. Dergi sahibi, makale sahibiyle bir telif hakkı devir sözleşmesi yapar ve çoğaltma, yayma, umuma iletim gibi tüm mali haklarını devralır ve dergisinde yayınlar. Lakin eser sahibi, dergi sahibinin makaleyi yayınlama tarzı eser sahibinin şeref ve itibarını zedeleyecek mahiyette olduğunu düşünürse 5846 sayılı kanunun 14.Maddesi gereği devredilemez manevi telif haklarından olan umuma arz salahiyeti kapsamında bir ihlâl olduğu iddiasıyla makalenin yayınlanmasını men edebilme yetkisine sahiptir.

Eser sahibinin izni olmadan başka birisi tarafından bu haklara tecavüz edilmek suretiyle kullanılmasının hukuki ve cezai sonuçları bulunmaktadır. Telif hakkı ihlâl edilen eser sahibi, bu durumu tecavüzün gerçekleştiği veya sonuçlarının meydana geldiği yerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyet ederek cezai bir müeyyidenin uygulanmasını isteyebilir, hukuk mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat ve tecavüzün men’i davalarını açabilmektedir.

Sonuç olarak telif hakkı, kişinin fikrî emeği ile oluşturduğu her nevi eserinin başkaları tarafından kullanılmasını ve kopyalanması yasaklayan ve devlet tarafından korunan önemli bir haktır.

Av. Mert KOZAN