Evde boğma rakı üretmek hapis cezası gerektirir

TC

YARGITAY

7. CEZA DAİRESİ

2014/17429 E.

2015/16094 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ : Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : 4733 sayılı Yasa’ya aykırılık

Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya okunduktan sonra Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;
Olay tarihinde sanığın ikametinde kaçak içki üreterek satışa arz ettiği yönündeki ihbar üzerine söz konusu yerde usulüne uygun yapılan aramada, 127,85 kg boğma rakı olarak tabir edilen alkollü içki ele geçirildiği ve sanık hakkında 4733 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı cihetle, 15.04.2008 tarihli ve 26848 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 15.05.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5752 sayılı Yasa’nın 3. maddesi ile değişik 4733 sayılı Yasa’nın 8/1.maddesinde yer alan “Ticari amaç olmaksızın, kendi ürettiği ürünleri kullanarak elli kilogramı aşmayan sarmalık kıyılmış tütün elde eden veya üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde, Kurumdan tesis kurma ve faaliyet izni almadan; tütün işleyenler veya tütün mamulleri, etil alkol, metanol ya da alkollü içki üretmek üzere fabrika, tesis veya imalathane kuran ve işletenler bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin günden onbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır” biçimindeki düzenlemeye göre, anılan maddede yer alan “Üçyüzelli litreyi aşmayan fermente alkollü içki imal edenler haricinde” ifadesi uyarınca distile alkollü içkilerin miktarına bakılmaksızın izinsiz üretilmesinin mümkün bulunmadığı ve rakı üretiminde fermantasyon (mayalama) işleminden sonra ayrıca damıtma (distile) işlemi yapıldığından, dava konusu rakının fermente alkollü içki olarak nitelendirilemeyeceği gözetilip, suça konu eşyanın miktarı itibariyle ticari mahiyette olduğu ve ticari amaçla ikametinde bandrolsüz içki bulundurması eyleminin suç tarihi itibariyle 4733 sayılı Yasa’nın 8/4. maddesi kapsamındaki suçu oluşturduğu sabit olmakla, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Yasa’nın 8/1.maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.05.2015 günü oyçokluğuyla karar verildi.

tüketici hukuku

Kozan Avukatlık Bürosu tarafından Tüketici Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları şunlardır:

  • Alım Satım Sözleşmeleri
  • Tüketici hukuku alanında tüm mevzuatın güncelliğinin takibi
  • Tüketici Hakem Heyeti nezdinde yapılacak işlemler
  • Tüketicinin şikayetlerine karşı hukuki çözüm yolları üretmek
  • Satıcı ile alıcı arasında yapılacak sulh görüşmeleri, protokole bağlanması
  • Ayıplı mal ya da ayıplı hizmetten kaynaklanan uyuşmazlıklarınçözümü
  • Tüketici ve Ticaret Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıkların çözümü

iş ve sosyal güvenlik hukuku

​İş ve Sosyal  Güvenlik Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları:

  • Toplu iş  sözleşmesi taslaklarının hazırlanması ve müzakerelerin yapılması
  • Sözleşmenin feshi  ve işten çıkarma konularının sulh veya dava yolu ile halli
  • İş kazası ve  hastalıklarına ilişkin cezai ve hukuki sorumluluklar hakkında danışmanlık ve yükümlülüklerin yerine getirilmesi çalışmalarının sağlanması
  • Çalışma  ortamlarının özellikle sağlık ve güvenlik açılarından yürürlükteki mevzuata  uyumunun sağlanması
  • İş sözleşmelerinin  ve bağlı prosedürlerin Yargıtay uygulaması ışığında güncellenmesi ve/veya  yeniden düzenlenmesi
  • Her somut duruma  özgü tutanak, savunma istem yazıları, ihtar ve fesih bildirimlerinin  hazırlanması
  • İş Kanunu, Sosyal  Sigortalar Kanunu ve İşsizlik Sigortası kanunundan doğan yükümlülüklere ilişkin  eğitim hizmetlerinin sunulması
  • Sendikal  faaliyetler ile ilgili ihtilafların çözümlenmesi

AİLE HUKUKU

Aksan tarafından Aile Hukuku alanında verilen hizmetlerden bazıları şunlardır:

  • Boşanma ve soybağı davalarının yürütülmesi,
  • Anlaşmalı boşanmalarda protokol düzenlenmesi ve yürütülmesi,
  • Çekişmeli boşanma davalarında maddi ve manevi tazminat taleplerinin sunulması,
  • Boşanmadan sonra mal varlığı tasfiyesinin yürütülmesi,
  • Velayet ve nafaka hükümlerine aykırı davranılmasına karşı hukuki çözüm yolları üretilmesi,
  • Aile içi şiddet ve benzeri hallerde tedbir kararı alınması,
  • Evlat edinmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü,
  • Evlenecek taraflar arasında yapılacak malvarlığı sözleşmeleri hakkında danışmanlık hizmeti sağlanması,
  • Nişanlanmanın sona ermesinden kaynaklanan ihtilafların çözülmesi,
  • Aile Mahkemelerinde görülen tüm uyuşmazlıkların çözümü,
  • Aile hukuku alanında tüm mevzuatın güncelliğinin takibi.

KADININ ÇALIŞMA HAKKI VE İŞYERİNDE CİNSEL TACİZE UĞRAMASI DURUMUNDA YASAL HAKLARI

OECD verilerine göre dünyadaki 15-64 yaş aralığındaki kadınların iş gücüne katılma oranı listesinde ilk sıralarda İzlanda, İsveç, İsviçre, Norveç, Danimarka gibi Kuzey Avrupa ülkeleri yer alırken maalesef ülkemiz de dahil olmak üzere Hindistan Çin Brezilya gibi devletler listenin sonunda yer almıştır.

Kadınlara geleneksel sorumluluk yükleyen ataerkil toplum modelinden, eşit, çağdaş, kadının üretime katıldığı, iş ve soysal hayatta cinsiyet ayrımı yapmayan modern toplum modeline geçiş aşaması fazlasıyla sancılı ve zorlu olmuştur.

Eşit yurttaşlık hakkına Cumhuriyet devrimleriyle kavuşan Türk kadını yavaş yavaş her meslek alanına yayılarak o güden bu güne iş hayatının kurucu unsurlarından biri haline gelmiştir. Lakin Türk kadınları eşinden izin almadan çalışabilme özgürlüğüne dahi 1990 yılında kavuşabilmiştir. Erkek egemenliğine boyun eğmeyen ve çalışmak isteyen İzmirli bir Türk kadınının başlattığı hukuki mücadele sonunda Anayasa Mahkemesi tarafından Türk Medeni Kanunu’nun 159. Maddesini, Anayasadaki eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal etmesiyle Türk kadının bu hakka sahip olmaya başlamıştır. Belki de bu olması gereken kanun değişikliği yapılmasaydı 1993 yılında Tansu Çiller, kocası çalışmasına izin vermediği için başbakanlık yapmaması gibi gülünç bir tabloyla karşı karşıya kalabilecektik.

Kadınlar iş hayatına katıldıktan sonra çeşitli zorluklarla karşılaşmaya başlamışlardır. Bunların en başında  cinsel taciz yer almaktadır. Ast-Üst ilişkisinden veya aynı birimde yakın çalışma durumundan yararlanmak isteyen kişiler tarafından kadına açık bir şekilde olmasa da taciz etme/rahatsız etme durumları sıklıkla yaşanmaktadır. Lakin kadınlar yasal hakları konusunda net bir bilgiye sahip olmadıkları sebebiyle bu durumu görmemezlikten gelmektedirler veya en son çare olarak istifa etmektedirler. Böylece hem kadın işçi işçilik alacaklarından mahrum kalmaktadır hem de cinsel tacizde bulunanın yaptığı yanına kar kalmaktadır.

İŞYERİNDE TACİZ ÖRNEKLERİ

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2018 yılında 2017/28047 E. 2018/659 numaralı karar ile ısrarla işyeri dışında da görüşmeyi istemek, “çok güzelsin, süslenmene gerek yok”, “gel beraber içelim” ve “Mesai başlamadan erken gel birlikte kahve içeriz” gibi sözleri cinsel taciz olarak değerlendirmiştir.

İŞVERENİN YASAL SORUMLULUĞU

Özellikle çoğu çalışan Borçlar Kanunu’nun 417. Maddesinden bihaberdir. Madde şu şekildedir :

“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.”

ÇALIŞANIN YAPMASI GEREKENLER

Kendisine karşı bu ve buna benzer bir şekilde bir muameleye maruz kalan kadın işçi;

  1.  Eğer işvereni tarafından cinsel tacize maruz kalmış ise İş Kanunu 24.Maddesinin 2.fıkrasının (b) bendi uyarınca sözleşmesini haklı nedenle feshederek bütün işçilik alacaklarını almaya hak kazanacaktır ve Borçlar Kanunu 417. Maddesi uyarınca maddi ve manevi tazminat davası açabilecektir. Ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na da şikayet edebilecektir.
  2. Eğer cinsel taciz iş arkadaşı veya 3.bir kişi tarafından gerçekleşmiş ise, kadın işçi öncelikle durumu derhal işverenine bildirecektir. Eğer işveren gerekli önlemleri almaz ise İş Kanunu 24. Madde 2.fıkrasının (d) bendi uyarınca sözleşmesini haklı nedenle feshederek diğer  durumda olduğu gibi işverene karşı BK 417 yoluna gidebilecektir.

Av. Mert KOZAN

ALDATMA NEDENİYLE AÇILAN BOŞANMA DAVASINDA İSPAT SINIRLARI

Her Türk Vatandaşı, Türk Medeni Kanunu’na göre dilediği zaman dilediği şekilde evlendirme dairesine başvurarak evlenme hakkına sahiptir. Lakin aynı durum boşanma için geçerli değildir. Boşanabilmek için kanunda yer alan özel veya genel sebeplerinden birinin bulunması gerekmektedir.  İşte bu özel sebeplerden biri de aldatma diğer adıyla zinadır.

Zina genel olarak, eşlerden birinin, karşı cinsten bir kişi ile isteyerek cinsi münasebette bulunması şeklinde tanımlanmaktadır. Evli bir kişinin karşı cins ile kurduğu cinsi münasebet, yalnızca evlilik değil nişanlanma ile başlayan “sadakat yükümlülüğü”ne aykırılık teşkil etmektedir ve başlı başına boşanabilmek için özel bir sebep olmakla birlikte ispatı da kolay değildir. Lakin sıkça karıştırılan zina ile sadakatsiz davranış birbirinden farklı sonuçlar doğurmaktadır. Cinsellik olmaksızın iki kişinin normalden fazla bir şekilde yakın münasebette bulunması, sokakta el ele yürümesi, sarılması, sürekli geceleri telefon görüşmeleri yapması vb. hareketler sadakatsiz davranışa girmekle birlikte genel boşanma sebebidir. Lakin zina bir özel boşanma sebebidir ve ispatı da oldukça zordur. Çünkü aldatma fiili genellikle gizli bir şekilde icra edilmektedir ve delil elde etmek oldukça zordur ve daha da önemli olan elde edilen delilin ne şekilde elde edildiğidir.

ZİNANIN İSPATI

Bazı durumlarda elde edilen bir delil (ses kayıtları, görüntüler, video kayıtları, mesajlaşma kayıtları) olsa dahi sırf bu deliller hukuka aykırı bir şekilde elde edildiği için mahkeme bu veriyi delil olarak saymamaktadır. Lakin kişinin başka türlü ispatlama şansı bulunmadığı durumlarda bir kereye mahsus olmak üzere doğrudan cinselliğe ilişkin video görüntüsü kaydı güncel Yargıtay kararları uyarınca kabul edilmektedir. Bunun haricinde otel kayıtları da zinanın ispatında oldukça işe yarar delil niteliğindedir.

ALDATMAYA İLİŞKİN HUKUKA AYKIRI DELİLLER

Hukuka aykırı olarak elde edilen delillerden bazıları şu şekildedir; eşin şahsi cep telefonuna kayıt elde etmek amacıyla gizlice casus telefon programı yüklemesi veya yükletmesi, habersiz bir şekilde eşinin bulunduğu açık veya kapalı ortama ses kayıt cihazı yerleştirerek ses kaydı elde etmesi, eşinin E-Mail, Twitter, Skype, Facebook, Viber, Whatsapp, Line, ve benzeri uygulamalarının şifresini kırarak veya kırdırarak bilgileri kaydetme veya başkalarına kaydettirme.

Yukarıdaki gibi hukuka aykırı bir şekilde delil elde eden eş, hem mahkeme nezdinde delilin geçerli olmaması dolayısıyla davanın reddi  sonucuyla karşılaşabilir hem de TCK kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçunu işleyerek deyim yerindeyse “ava giderken avlanma” durumu  ile karşı karşıya kalabilecektir.

ALDATMAYA İLİŞKİN HUKUKA UYGUN DELİLLER

Hukuka uygun kabul edilen bazı delillerden örnek vermek gerekirse; eşin, diğer eşin sevgilisi ile halka açık bir alanda yani kafe, bar, park, sinema, plaj gibi yerlerde samimi fiziksel temas halinde cinsi münasebet kurması durumunda kayıt altına alınan veya aldırılan fotoğraf veya video kaydı geçerli olabilecektir. Aynı şekilde eşin sevgilisi ile internet ortamında sosyal platformlarda (facebook,twitter vs )hali hazırda paylaşmış olduğu aşk içerikli yazışmaları ya da görüntüleri kayıt altına alarak delil olarak kullanabilecektir lakin eşin facebook hesabına habersiz giriş yapılması sonucu eşin mesajlaşma dökümü kaydedilerek mahkemeye sunulması hukuk aykırı bir temin anlamına gelmekle birlikte mahkeme nezdinde delil olarak sayılamayacağıdır. Buradaki ince detay budur.  Bunun yanında mahkemece GSM operatöründen istenen kayıtlar(bu kayıtlarda içerik bilgisi yer almamaktadır), kredi kartı harcamaları, faturalar, otel giriş ve çıkış kaydı,mektup, günlük gibi pek çok hukuka uygun elde edilmiş olması kaydı ile buna benzer delillere dayanarak zina nedeniyle boşanma davası açmak mümkündür.

Av.Mert KOZAN

KANUNDA YAZILI OLMAYAN BOŞANMA SEBEBİ ÖRNEKLERİ VE PÜF NOKTALARI

Bu yazımızda kanunda yazılı olmayan ama Yargıtay kararları ile sabit genel boşanma sebeplerinden; sadakatsiz davranış, güven sarsıcı davranış, ekonomik ve cinsel nedenlerden kaynaklı boşanma sebeplerini inceleyeceğiz.

Boşanmanın sağlanabilmesi için; kanunda net olarak sayılan özel boşanma sebepler (TMK 161-165) :

  1. Zina
  2. Terk
  3. Akıl hastalığı
  4. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
  5. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme

haricinde kanunda sayılmayan, genel boşanma sebebi olarak görülen TMK 166 kapsamında şiddetli geçimsizliğe sebep olabilecek bir nedene bağlanması gerekmektedir.  Bu yazımızda bu genel boşanma sebeplerine ilişkin Yargıtay kararları ışığında bir inceleme yapacağız.

ZİNA İLE SADAKATSİZ DAVRANIŞ FARKI

Öncelikle en çok karıştırılan durum;  özel boşanma sebebi olarak TMK 161’de gösterilen zina ve TMK 185’de yer alan sadakatsiz davranışın birbirinden farklı sonuçlar doğurmasıdır. Zina, evli bir kişinin 3.bir kişi ile cinsel ilişkide bulunması veya ilişkide bulunmaya teşebbüs etmesidir. Bu durumda aldatılan taraf  cinsel birleşme olduğuna dair elinde bir delil var ise TMK 161’deki özel boşanma sebebi olan zinaya dayanarak boşanabilecektir. Ancak eşin, başkasıyla samimi şekilde konuşması, el ele gezmesi, sarılması, öpüşmesi, cinsel ilişki dışındaki hareketleri ve zina olayını gerçekleştirmeyen davranışları “sadakatsiz davranışlar” olarak nitelendirilmekte; zinaya dayalı boşanma nedeni olmamaktadır. Eğer ki taraf sırf 3. Bir kişi ile el ele yolda yürüdüğü için TMK 161 olan zina sebebiyle boşanma davası açarsa davayı kaybedecektir. Bu durumda yapılması gereken TMK 185’de yer alan, sadakatsiz davranış sebebine dayanarak, genel boşanma sebebinden bahisle TMK 166 uyarınca evlilik birliğinin temelden sarsılması talebiyle boşanma davası açmak olacaktır. Buna ilişkin ek bir bilgi verecek olursak; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurul’unun 2018 yılında verdiği emsal ve düzenleyici nitelikteki kararında, aldatılan eşin zina sebebiyle üçüncü kişiden tazminat isteme hakkı olmadığına hükmettiğinin bilinmesi önemli olacaktır.

GÜVEN SARSICI DAVRANIŞ

Eşlerden birisinin diğer eşin istemediği bir kişi ile görüşmesi, istenmeyen kişilerle arkadaşlık edilmesi ve bu durumu eşinden gizlemesi veya gecenin geç saatlerinde normali aşan sayıda karşı cinsten biri ile telefon görüşmesi yapması, gittiği yeri izah edememe, gün içerisinde nereye gittiğini gizleme, gittiği yerler konusunda yalan söyleme, eşten habersiz evi başka birisinin üzerine yapmak, mal varlığını habersiz bir şekilde devretmek, aile sırlarını açıklamak güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilebilecektir. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşten habersizce kredi çekilmesini “ güven sarsıcı davranış” olarak nitelemiştir ve bunu bir genel boşanma sebebi saymıştır. Bunun haricinde

EKONOMİK SEBEPLER

Ekonomik nedenlere gelecek olursak yine Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, tutumluluk sınırını aşan cimriliği ekonomik şiddet olarak görmüştür ve boşanma sebebi saymıştır. Tarafın evin ihtiyaçlarını karşılamaması, sürekli borçlandırıcı davranışlarda bulunması, eşin çalışmaması, keyfi, sürekli iş değiştirmesi, kısa sürede bir çok iş değiştirmesi ve bu sebeple ailesine bakmaması, eşin zorla çalıştırılması veya çalıştırılmaması vb. nedenler de ekonomik şiddet olarak görülebilecek ve bir genel boşanma sebebi sayılabilecektir.

CİNSEL SEBEPLER

CİNSEL İLİŞKİ KURULAMAMASI

Cinsel ilişki kurulamamasına ilişkin bir boşanma davası açıldığında öncelikle mahkeme cinsel ilişki kurulmasını engelleyen fizyolojik bir sağlık sorunu olup olmadığına dair rapor aldıracaktır. Eğer ki bir sağlık problemi tedavi edilemeyecek noktada ise mahkeme boşanma kararı verecektir fakat kusur veya tazminata ilişkin bir karar vermeyecektir. Eğer ki tedavi edilebilir nitelikte bir sağlık problemi ise mahkeme boşanma kararı değil tedavi olunmasına salık verecektir.

ASEKSÜELLİK

Herhangi bir cinsel rahatsızlığı olmamasına rağmen aseksüellik olarak bilinen cinsel istek duymama durumu var ise en nihayetinde cinsel ilişkiden kaçınma sonucu doğuracağı için bir boşanma sebebi sayılacaktır.

Bunlar haricinde zorla cinsel ilişki, ters ilişki zorlaması gibi cinsel şiddete dayanan sebepler de boşanma sebebi sayılacaktır.

Av. Mert KOZAN

SÖZLÜ VASİYETNAME MÜMKÜN MÜDÜR ?

Ülkemizde vasiyetname, mahkeme veya noter huzurunda resmi şekilde yapılabileceği  gibi el yazılı veya sözlü bir şekilde de yapılabilmesi bazı özel (olağanüstü) durumlarda kanunun çizdiği şartlar oluştuğu takdirde mümkündür.

Kanun bu olağanüstü halleri TMK 539. Maddesinde, yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi sınırlı bir şekilde saymıştır. Bu gibi durumlarda eğer ki miras bırakanın resmi veya el yazılı bir şekilde vasiyetname hazırlayabilmesi mümkün değilse, sözlü olarak 2 tanık huzurunda son arzularını anlatarak vasiyetini dile getirebilecektir.

Lakin buradaki önemli husus, söz konusu 2 tanığın kimler olamayacağına ilişkin kanunun çizdiği sınır şu şekildedir:  “ Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar.”

Böyle bir durumda miras bırakan son arzularını yani vasiyetini beyan ettiğinde tanıkların yapabileceği 2 yol bulunmaktadır.

  1. Tanıklar o an, son arzuları kağıda geçirip, yer, yıl, ay, gün de belirterek kağıdı imzaladıktan sonra derhal Sulh veya Asliye Hukuk Mahkemesine bu belgeyi teslim edip hakime, miras bırakanın olağanüstü bir durumda olduğunu, bu belgenin son arzularını içerdiğini ve tasarruf yapmaya ehil olduğunu beyan etmelidirler.
  2. Tanıklar vakit kaybetmeksizin belge oluşturmadan derhal  Sulh veya Asliye Hukuk Mahkemesine yukarıdaki hususları beyan ederek miras bırakanın son arzularını tutanağa geçirtebilirler.

Buradaki önemli ayrıntı  TMK 540’ın son paragrafında şu şekildedir:

Sözlü vasiyet yoluna başvuran kimse askerlik hizmetinde bulunuyorsa, teğmen veya daha yüksek rütbeli bir subay; Ülke sınırları dışında seyreden bir ulaşım aracında bulunuyorsa, o aracın sorumlu yöneticisi; sağlık kurumlarında tedavi edilmekteyse, sağlık kurumunun en yetkili yöneticisi hâkim yerine geçer.

Özellikle son dönemde COVİD-19 vakıalarında hastanede bu durum çokça yaşanmakla birlikte, hasta kişi sözlü vasiyetini hastanede tedavi olurken dile getirecek olursa, tanıkların bu vasiyeti en yakın mahkemeye başvurmak yerine hastanenin en yetkili yöneticisine de gidebilecektir. Çünkü kanun böyle istisnai bir durumda hastanenin en yetkili yöneticisinin hakim yerine geçtiğini söylemektedir.30.06.2020

Av. Mert KOZAN

KAZA SONUCU ÇALIŞMA GÜCÜ KAYBI NEDENİYLE TAZMİNAT HAKKI

Günlük hayatta insanlar çeşitli sebeplerden dolayı kaza yapabilmektedir. İnsanlık hali olan bu durum bazen trafikte, bazen sokakta yürürken, bazen bir AVM gezerken bazen ise iş yerinde gerçekleşebilmektedir.

İnsan, kendi dikkatsizliği yüzünden kaza yapabileceği gibi bu kazaya başkaları da haksız yere sebep olabilmektedir. Hatta kaza hem kişinin kendi dikkatsizliği hem de diğer tarafın hatası ile birlikte de gerçekleşmiş olabilir.

Mesela AVM’de  insanların yürüme güzergahı üzerinde bir mimari eksiklik yüzünden yer tabletleri kırık veya çıkıntılı olabilir, AVM’de yürüyen bir kişi de bu çıkıntıya takılıp düşerek bacağını kırabilir. Burada kazada kusurlu taraf olan AVM yönetimi olacaktır. O çıkıntının ivedilikle düzeltilmesi veya en azından çıkıntı olduğuna dair bir tabela koymaları ya da etrafını kapatmaları gerekirdi. Bu kaza sonucunda sakatlanan kişide organ yitimi veya organ zayıflaması söz konusu olabilir binaenaleyh ilgili organ artık kullanılmaz hale gelebilir ya da iyileşene kadar belli bir süre çalışmayabilir. Bu süreye hukuk mahkemelerindeki tazminat davalarında “Adli Şifa” süresi ya da “Tıbbi Şifa” süresi denilmektedir. Bu iş göremezlik durumu geçici veya sürekli de olabilir. Duruma göre farklı hukuki sonuçlar doğuracaktır ve mahkeme nezdinde daha farklı hesaplamalar yapılacaktır.

Başka bir örnek vermek gerekirse kişi bir iş kazası veya trafik kazası yaşadığında sakat kalabilir ve artık hiç çalışamayacak hale gelebilir veya iyileşse dahi yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre (sakatlığı oranında) daha fazla güç ve çaba harcayacağından efor kaybına maruz kalabilir. Bu gibi iş göremezlik durumlarında sorumlu olan kişinin kusuru oranında tazminat talep edilebilmektedir.

Bu  efor kaybı kapsamı Türk hukuk sisteminde son zamanlarda oldukça genişlemiştir. Örneğin, kaza sonucu sakat kalan ev kadınının kendi ev işlerini yaparken sakatlığı oranında zorlanacak olmasının tazminat isteğini haklı kılacağı görüşü benimsenmiştir. Hatta emeklilik çağını sürdüren kişilerin günlük yaşamlarını sürdürürlerken sakatlıkları oranında zorlanacak olmaları da bir tazminat nedeni sayılmıştır. Yargıtay’ın tüm dairelerinin ortak görüşü: “Beden gücü eksilen kişinin kazançlarında bir azalma olmasa bile, sakatlığı oranında harcayacağı fazla çabanın (güç,efor) tazminat olarak ödenmesi gerekeceği” biçimindedir.

Kaza sonucu yaralanan kişi, tümüyle iyileşip eski sağlığına kavuşuncaya kadar yaptığı ve ilerde yapacağı tüm masraflarını isteyebilir. Bunun tıbbi tedavi ile sınırlı bölümüne “tedavi giderleri” ve eski sağlığına kavuşup yeniden çalışmaya ve günlük işlerini sürdürebilecek duruma gelinceye kadar yaptığı ve yapacağı tüm masraflara “iyileşme giderleri” denilmektedir.

Bazı durumlarda tarafların anlaştıkları sigorta şirketleri de olabilmektedir ve bu durumda sigorta poliçesindeki koşullar oluştuğunda taraflar sigorta şirketlerine de başvurabilmektedir. Daha sonra ilgili sigorta şirketi kusurlu olana rücu edebilecektir. Lakin bu konu ayrıntılı olmakla birlikte farklı bir yazının konusudur.

– Av. Mert KOZAN

Avukat, hakimlere kemerle saldırdı

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Olay, Endonezya’nın başkenti Cakarta’daki Cakarta Merkez Mahkemesi’nde, 18 Temmuz’da yerel saatle 16.00 sıralarında meydana geldi. Avukatın, Hâkim Sunarso’nun davacı Tomy Winata ile sanıklar PT Geria Wijaya Prestige, Harijanto Karjadi, Hermanto Karjadi, Hartono Karjadi, PT Saka Utama Dewata ve Fireworks Venture Limited arasındaki geçici bir ihtilafla ilgili kararı okuduğu sırada saldırdığı belirtildi. Duruşma salonunun güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, avukatın aniden belindeki kemeri çekerek ayağa kalktığı, hâkimlerin bulunduğu kürsüye yaklaşarak kemeriyle hâkimlere vurduğu görüldü. Saldırgan avukat Desrizal Chaniago, duruşma salonunda bulunan güvenlik güçleri ve vatandaşlar tarafından zapt edilerek hâkimlerden uzaklaştırıldı. Yerel medya, hâkimlerin saldırı sonrası hastaneye kaldırıldığını, Chaniago’nun ise polis tarafından gözaltına alındığını duyurdu.